Peaceful World
1986 · TARİHÎ BİLİMSEL BİLDİRİ

Şiddet Üzerine Sevilla Bildirisi

16 Mayıs 1986'da Sevilla'da hazırlanan tarihî bilimsel bildiri.

Önsöz — 1. paragraf

Türümüzün en tehlikeli ve yıkıcı faaliyetleri olan şiddet ve savaşı kendi bilim dallarımız açısından ele almanın sorumluluğumuz olduğuna inanarak; bilimin insan kültürünün bir ürünü olduğunu ve nihai ya da her şeyi kapsayıcı olamayacağını kabul ederek; Sevilla yetkililerinin ve İspanya'daki UNESCO temsilcilerinin desteğini şükranla anarak; dünyanın çeşitli yerlerinden ve ilgili bilim dallarından gelen, aşağıda imzası bulunan bilim insanları olarak bir araya geldik ve aşağıdaki Şiddet Üzerine Bildiri üzerinde uzlaştık. Bu bildiride, kendi bilim dallarımızdan bazı kişilerin bile şiddeti ve savaşı haklı göstermek için kullandığı, biyolojik bulgu olduğu ileri sürülen birtakım savlara itiraz ediyoruz. Söz konusu iddialar çağımızda bir kötümserlik ortamının oluşmasına katkıda bulunduğundan, bu yanlış açıklamaların açıkça ve dikkatle reddedilmesinin Uluslararası Barış Yılı'na önemli bir katkı sağlayabileceğini ileri sürüyoruz.

Bilimsel kuram ve verilerin şiddeti ve savaşı haklı göstermek amacıyla kötüye kullanılması yeni değildir; modern bilimin ortaya çıkışından beri süregelmektedir. Örneğin evrim kuramı, yalnızca savaşı değil, soykırımı, sömürgeciliği ve güçsüzlerin baskı altına alınmasını da haklı göstermek için kullanılmıştır.

Görüşümüzü beş önerme hâlinde ortaya koyuyoruz. Şiddet ve savaşla ilgili, bilim dallarımızın bakış açısından verimli biçimde ele alınabilecek daha pek çok mesele olduğunun farkındayız; ancak burada son derece önemli bir ilk adım olarak gördüğümüz konuyla sınırlı kalıyoruz.

Birinci önerme — 1. paragraf

SAVAŞ YAPMA EĞİLİMİNİ HAYVAN ATALARIMIZDAN MİRAS ALDIĞIMIZI SÖYLEMEK BİLİMSEL OLARAK YANLIŞTIR. Hayvan türlerinin pek çoğunda kavga görülmesine karşın, doğal ortamlarında yaşayan türlerde örgütlü gruplar arasındaki yıkıcı tür içi çatışmalara ilişkin bugüne kadar yalnızca birkaç örnek bildirilmiştir; bunların hiçbirinde silah olarak tasarlanmış araçlar kullanılmamıştır. Başka türleri avlayarak beslenme biçimindeki olağan davranış, tür içi şiddetle bir tutulamaz. Savaş insana özgü bir olgudur ve diğer hayvanlarda görülmez.

Savaşın zaman içinde böylesine köklü biçimde değişmesi, onun kültürün ürünü olduğunu gösterir. Biyolojiyle bağlantısı esas olarak, grupların eşgüdümünü, teknolojinin aktarılmasını ve araçların kullanılmasını mümkün kılan dil üzerinden kurulur. Savaş biyolojik açıdan mümkündür, ancak kaçınılmaz değildir; zaman ve mekâna göre ortaya çıkışının ve niteliğinin değişkenlik göstermesi de bunu ortaya koyar. Yüzyıllardır savaş yapmamış kültürler vardır; bazı kültürlerse belirli dönemlerde sık sık savaşırken başka dönemlerde savaşmamıştır.

İkinci önerme

SAVAŞIN YA DA BAŞKA HERHANGİ BİR ŞİDDET DAVRANIŞININ İNSAN DOĞAMIZA GENETİK OLARAK PROGRAMLANDIĞINI SÖYLEMEK BİLİMSEL OLARAK YANLIŞTIR. Genler sinir sisteminin işleyişinin her düzeyinde rol oynasa da ancak ekolojik ve toplumsal çevreyle birlikte hayata geçebilecek bir gelişim potansiyeli sağlar. Bireyler, yaşadıkları deneyimlerden etkilenmeye yatkınlıkları bakımından farklılık gösterseler de kişiliklerini belirleyen, genetik donanımlarıyla yetiştirilme koşullarının etkileşimidir. Nadir görülen patolojiler dışında genler, şiddete zorunlu olarak yatkın bireyler üretmez. Bunun tersini de belirlemezler. Genler davranışsal yetilerimizin oluşmasında başka etkenlerle birlikte rol oynasalar da sonucu tek başlarına belirlemezler.

Üçüncü önerme

İNSANIN EVRİMİ SIRASINDA SALDIRGAN DAVRANIŞIN DİĞER DAVRANIŞ TÜRLERİNDEN DAHA FAZLA SEÇİLDİĞİNİ SÖYLEMEK BİLİMSEL OLARAK YANLIŞTIR. İyi incelenmiş bütün türlerde grup içindeki konum, işbirliği yapabilme ve grubun yapısıyla ilgili toplumsal işlevleri yerine getirebilme yetisiyle elde edilir. “Baskınlık”, toplumsal bağları ve birliktelik ilişkilerini içerir; saldırgan davranışları da içeriyor olsa da yalnızca üstün fiziksel güce sahip olmak ve bu gücü kullanmak anlamına gelmez. Hayvanlarda saldırgan davranışı artırmaya yönelik yapay genetik seçilim uygulandığında kısa sürede aşırı saldırgan bireyler ortaya çıkmıştır; bu da doğal koşullarda saldırganlığın azami düzeyde seçilmediğini gösterir. Deneysel olarak oluşturulmuş bu aşırı saldırgan hayvanlar toplumsal bir grupta bulunduğunda ya grubun toplumsal yapısını bozar ya da gruptan uzaklaştırılır. Şiddet ne evrimsel mirasımızda ne de genlerimizdedir.

Dördüncü önerme

İNSANLARIN “ŞİDDETE YATKIN BİR BEYNE” SAHİP OLDUĞUNU SÖYLEMEK BİLİMSEL OLARAK YANLIŞTIR. Şiddet içeren davranışlarda bulunmamızı mümkün kılan sinirsel donanıma sahip olsak da bu donanım içsel veya dışsal uyaranlarla otomatik olarak etkinleşmez. Yüksek primatlarda olduğu gibi, diğer hayvanların aksine, üst düzey sinirsel süreçlerimiz bu uyaranları davranışa dönüşmeden önce süzgeçten geçirir. Nasıl davrandığımız, koşullanma ve toplumsallaşma biçimlerimizle şekillenir. Nörofizyolojimizde bizi şiddetle tepki vermeye zorlayan hiçbir şey yoktur.

Beşinci önerme

SAVAŞIN “İÇGÜDÜDEN” YA DA TEK BİR GÜDÜDEN KAYNAKLANDIĞINI SÖYLEMEK BİLİMSEL OLARAK YANLIŞTIR. Modern savaşın ortaya çıkışı, kimi zaman “içgüdüler” olarak adlandırılan duygusal ve güdüsel etmenlerin önceliğinden bilişsel etmenlerin önceliğine uzanan bir süreç olmuştur. Modern savaş, itaatkârlık, telkine açıklık ve idealizm gibi kişisel özelliklerin; dil gibi toplumsal becerilerin; maliyet hesaplama, planlama ve bilgi işleme gibi akılcı değerlendirmelerin kurumsal düzeyde kullanılmasını içerir. Modern savaşın teknolojisi, gerek fiilen savaşanların eğitiminde gerekse toplum genelinde savaşa destek oluşturulmasına yönelik hazırlıklarda, şiddetle ilişkili özellikleri aşırı ölçüde güçlendirmiştir. Bunun sonucunda bu özellikler, çoğu kez sürecin sonuçları değil nedenleri sanılır.

Sonuç

Biyolojinin insanlığı savaşa mahkûm etmediği ve insanlığın biyolojik kötümserliğin esaretinden kurtularak bu Uluslararası Barış Yılı'nda ve gelecek yıllarda gerekli dönüştürücü görevleri üstlenme güvenini kazanabileceği sonucuna varıyoruz. Bu görevler esas olarak kurumsal ve kolektif nitelikte olsa da kötümserlik ve iyimserliğin belirleyici etkenler olduğu bireysel katılımcıların bilincine de dayanır. “Savaşlar insanların zihinlerinde başlar” denildiği gibi, barış da zihinlerimizde başlar. Savaşı icat eden aynı tür, barışı icat etme yetisine de sahiptir. Sorumluluk her birimize aittir.

Sevilla, 16 Mayıs 1986

İmzacılar · 20

  1. David Adams
  2. S.A. Barnett
  3. N.P. Bechtereva
  4. Bonnie Frank Carter
  5. José M. Rodriguez Delgado
  6. José Luis Diaz
  7. Andrzej Eliasz
  8. Santiago Genovés
  9. Benson E. Ginsburg
  10. Jo Groebel
  11. Samir-Kumar Ghosh
  12. Robert Hinde
  13. Richard E. Leakey
  14. Taha H. Malasi
  15. J. Martin Ramirez
  16. Federico Mayor Zaragoza
  17. Diana L. Mendoza
  18. Ashis Nandy
  19. John Paul Scott
  20. Riitta Wahlstrom